Türk ‘e bir selâm ver yiyeceğini düşünme
Komşu komşuya bakar, canını ateşte yakar
Arif isen bir gül yeter koklamaya, cahil isen gir bahçeyi yıkmaya
Ağaç kapı kapanırsa, altın kapı açılır
Sebat olmayan yerde meram neticesiz kalır
Her yorulana han yapılmaz
Yanmış mal ile ölmüş baba ile övünülmez
İyilik bilmeyen için, su getiren de testiyi kıran da birdir
Gamdan ölmese gayretten helâk olur
Cennete girse fidan kırar, cehenneme girse kazan deler
Oynamasını bilmeyen kız “yerim dar “ dermiş
El için ağlayan gözden, yar için ağlayan dizden olur
Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül bir dost ister kahve bahane
Zaman sessiz bir testeredir
Adam adama yük değil, can gövdeye mülk değil
Gün var yılı besler, yıl var ayı beslemez
Korku, bütün meziyetleri gölgeleyen bir engeldir
Nasihate ihtiyacın varsa, akıllıya git
Herşeyin başı sağlıktır
Ölüm uykuda gelir
Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur
Su uyur düşman uyumaz
Kurt kocayınca, köpeğin maskarası olur
El elden üstündür
Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur
Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür
Yaşa değil başa bak
Yüzü güzel olanın huyu da güzel olur
Ava giden avlanır
Yalancının mumu yatsıya kadar yanar
Vakit nakittir
İşleyen demir ışıldar
Sürüden ayrılan kuzuyu kurt kapar
İnsan dünyayı zapteder, ama ağzını zaptedemez
Suyun yavaş akanından, insanın yere bakanından korkmalı
Zenginin malı züğürdün çenesini yorar
Üzüm üzüme baka baka kararır
Koyunun olmadığı yerde, keçiye “Abdurrahman Çelebi” denir
Körler ülkesinde şaşı kraldır
Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer
Sakınılan göze çöp batar
Dilden değil dişten artar
Çok söz yalansız, çok para haramsız olmaz
Ağlarsa anam ağlar, gayrisi yalan ağlar
Cahil ile yola gitme, arif ile taş taşı
Anasına bak kızını al, astarına bak bezini al
Alışmış kudurmuştan beterdir
Büyük başın ağrısı büyük olur
Neşesiz yaşam, gazsız kandile benzer
Acındırırsan arsız olur, acıktırırsan hırsız olur
Aç it ambar yarar
Sükût ikrardan gelir
Çok naz âşık usandırır
Dağdan gelen bağdakini kovar
Akıllı insan herşeyi, sinsi insan herkesi bilir
Aptaldan öpücük alacağına akıllıdan tokat ye
Akıl yaşta değil baştadır
Çıkmadık candan umut kesilmez
Baba oğluna bir bağ bağışlamış, oğlu babasına bir salkım üzüm vermemiş
Borç yiyen kesesinden yer
Rabbena hep bana
Beş parmağın beşi bir değildir
Bana bir kelime öğretenin kırk yıl kölesi olurum
Söz gümüşse, sükût altındır
Damlaya damlaya göl olur
Bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez
Ne verirsen elinle o gelir seninle
Bekâra karı boşamak kolay gelir
Ne gelirse silâhtan gelir
Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkânıdır
Hatasız kul olmaz
Korkunun ecele faydası yoktur
Akıl akıldan üstündür
Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol
Keskin sirke küpüne zarar verir
Öfkeyle kalkan zararla oturur
Kalp kalbe karşıdır
Saçımı süpürge ettim, kaynanama yaranamadım
Kızını dövmeyen dizini döver
Dayak cennetten çıkmadır
Çirkin ile yola gitme, güzel ile taş taşı
Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla
Leyleğin ömrü laklakla geçer
Tebdil-i mekânda ferahlık vardır
Vermezse Mabud, neylesin Sultan Mahmud
Para saadet getirmez
“Hay”dan gelen, “Hu”ya gider
Yetimler büyüdükçe âhını alanlar küçülür
Kem söz sahibine aittir
Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır
Para parayı çeker
Ak akçe kara gün içindir
İki gönül bir olunca, samanlık seyran olur
Aşkın gözü kör kulağı sağırdır
Dost acı söyler
Cami yıkılsa da mihrabı yerindedir
At binicisini, kadın erkeğini tanır
Kadın zindan, erkek mahpustur
Kadının saçı uzun aklı kısadır
Ölüm hak miras helâl
At binenin, kılıç kuşananın
Aç ayı oynamaz
Sırrını söyleme dostuna, o da söyler dostuna
Güzele bakmak sevaptır
Şansım olsaydı, annem beni erkek doğururdu
Çok yaşayan değil, çok gezen bilir
Birlikten dirlik doğar
Mum dibine ışık vermez
Yolcu yolunda gerek
Kardeş, kardeşin ne olduğunu ister, ne öldüğünü
Zengin, arabasını dağdan aşırır, fakir, düz ovada yolunu şaşırır
Bedavadan pahalı bir şey yoktur
Zürefanın düşkünü beyaz giyer kış günü
Züğürtlük zâdeliği bozar
Züğürt olup düşünmektense, uyuz olup kaşınmak yeğdir
Zurnada peşrev olmaz, ne çıkarsa bahtına
Zorla güzellik olmaz
Zora dağlar dayanmaz
Zenginin malı züğürdün çenesini yorar
Zengin arabasını dağdan aşırır, züğürt düz ovada yolunu şaşırır.
Zararın neresinden dönülse kârdır
Zaman sana uymazsa sen zamana uy
Yüz verme arsız olur, az verme hırsız olur
Yuvayı dişi kuş yapar
Yuvarlanan taş yosun tutmaz
Yumurtada kıl bitmez
Yörük at yemini artırır
Yolcu yolunda gerek
Yol yürümekle, borç vermekle tükenir
Yol ile giden yanılmaz
Yol bilen kervana katılmaz
Yoktan yonga çıkmaz
Yiğit lâkabıyla anılır
Yiğidin malı meydandadır
Yerin kulağı var
Yemeyenin malını yerler
Yavuz hırsız ev sahibini bastırır
Yazın gölge hoş, kışın çuval boş
Yavaş atın tekmesi pek olur
Yaş yetmiş iş bitmiş
Yarım elma gönül alma
Yanlış hesap Bağdat ‘tan döner
Yalancının mumu yatsıya kadar yanar
Yalancının evi yanmış kimse inanmamış
Varsa pulun herkes kulun, yoksa pulun dardır yolun
Var varlatır, yok söyletir
Vakitsiz öten horozun başını keserler
Üzümü ye bağını sorma
Üzüm üzüme baka baka kararır
Üveye etme özünde bulursun, geline etme kızında bulursun
Üç göç bir yangın yerini tutar
Ummadığın taş baş yarar
Ucuz etin yahnisi tatsız olur
Tok ağırlaması zordur
Tok açın halinden anlamaz
Tilkinin dönüp geleceği yer kürkçü dükkanıdır
Terzi kendi söküğünü dikemez
Tereciye tere satılmaz
Terazi var tartı var, her bir şeyin vakti var
Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş
Tekkeyi bekleyen çorbayı içer
Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış
Taşıma suyla değirmen dönmez
Taş düştüğü yerde ağırdır
Debbağ, sevdiği deriyi yerden yere vurur
Şık şık eden nalçadır, iş bitiren akçedir
Şeriatın kestiği parmak acımaz
Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer
Sürüden ayrılanı kurt kapar
Sür git dememişler, gör geç demişler
Sükût ikrardan gelir
Suyun yavaş akanından, insanın yere bakanından kork
Su uyur, düşman uyumaz
Su testisi su yolunda kırılır
Sözünü bil –pişir, ağzını der –devşir
Söyleyene bakma söyletene bak
Soydur çeker
Sora sora Bağdat bulunur
Sona kalan dona kalır
Son pişmanlık fayda vermez
Sirkesini, sarmısağını düşünen paçayı yiyemez
Sinek küçüktür ama mide bulandırır
Sırını açma dostuna, o da söyler dostuna
Sırça köşkte oturan, komşusuna taş atmaz
Serçeden korkan darı ekmez
Sen zot ben zot, ineğe kim verecek ot (sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa )
Sarmısağı gelin etmişler, kırk gün kokusu çıkmamış
Esirgenen göze çöp batar
Sakla samanı gelir zamanı
Sağır işitmez, uydurur
Safa ile yenen cefa ile kazanılır
Saçın ak mı kara mı, önüne düşünce görürsün
Sabreden derviş muradına ermiş
Sabır ile koruk helva, dut yaprağı atlas olur
Sabah ola hayır ola
Pilav yiyen kaşığını yanında taşır
Rüzgârlı havanın kuytusu, yağmurlu havanın uykusu
Rüzgâr esmeyince yaprak kımıldamaz
Paranın yüzü sıcaktır
Rüzgâr eken fırtına biçer
Rençber kırk yılda, tüccar kırk günde
Rahvan at kendini yorar
Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir
Parayı veren düdüğü çalar
Para parayı çeker
Papaz hergün pilav yemez
Ölürse yer beğensin kalırsa el beğensin
Ölüm hak miras helâl
Ölmüş eşek kurttan korkmaz
Öfkeyle kalkan ziyanla oturur
Öfke baldan tatlıdır
Ödünç gülerek gider ağlayarak gelir
Olacakla öleceğe çare yoktur
Oğlan dayıya kız halaya çeker
Nerde hareket orada bereket
Nerde çokluk orda b.kluk
Ne verirsen elinle o gider seninle
Ne oldum dememeli ne olacağım demeli
Ne ekersen onu biçersin
Ne doğrarsan aşına o çıkar kaşığına
Namaza meyli olmayanın kulağı ezanda olmaz
Mürüvvete endaze olmaz
Mühür kimdeyse Süleyman odur
Misafir umduğunu değil bulduğunu yer
Misafir, misafiri istemez
Minareyi çalan kılıfını hazırlar
Mızrak çuvala girmez
Meyveli ağacı taşlarlar
Merhametten maraz doğar
Mayasız yoğurt tutmaz
Mart, kapıdan baktırır kazma –kürek yaktırır
Mal kusurları örter
Mal canın yongasıdır
Mahkeme kadıya mülk değildir
Lâfla peynir gemisi gitmez
Lâf torbaya girmez
Lâf lafı açar, lâf da tabakayı açar
Kuzguna yavrusu şahin görünür
Kurunun yanında yaş da yanar
Kurtla koyun, kılıçla oyun olmaz
Kurt kocayınca köpeklere maskara olur
Kurt dumanlı havayı sever
Kul sıkılmayınca Hızır yetişmez
Hatasız kul olmaz
Kul azmayınca Hak (günah ) yazmaz
Kötülük her kişinin kârı, iyilik er kişinin kârı
Körle yatan şaşı kalkar
Körler memleketinde tekgözlü kraldır
Kör bile düştüğü çukura bir daha düşmez
Köpeksiz sürüye kurt girer
Köpeksiz köy bulmuş çomaksız geziyor
İtle dalaşmaktansa çalıyı dolaşmak yeğdir
Köpeğin duası makbul olsaydı, gökten kemik yağardı
Koyunun bulunmadığı yerde keçiye ‘Abdurrahman Çelebi ‘ derler
Korkulu rüya görmektense uyanık yatmak hayırlıdır
Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür
Komşu hakkı, Allah hakkıdır
Komşu boncuğunu çalan gece takınır
Korkak bezirgân, ne kâr eder ne ziyan
Kimse kimsenin çukurunu doldurmaz
Kızını dövmeyen dizini döver
Kısmetinde ne varsa kaşığında o çıkar
Kısa günün kârı az olur
Kırkından sonra azanı teneşir paklar
Kestane kabuğundan çıkmış kabuğunu beğenmemiş
Keskin sirke küpüne zarar
Kendi düşen ağlamaz
Kenarın dilberi nazik de olsa nazenin olamaz
Kem söz, kalp akçe sahibinindir
Kelin medarı olsa kendi başına olur
Kel ölür, sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur
Kedi yetişemediği ciğere murdar der
Kazma kuyuyu, kazarlar kuyunu
Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez
Kaynayan kazan kapak tutmaz
Kaş ile göz, gerisi söz
Kardeş kardeşi bıçaklamış, dönmüş yine kucaklamış
Kara haber tez duyulur
Kâr zararın ortağıdır
Kalp kalbe karşıdır
Kabahat samur kürk olsa, kimse sırtına almaz
İt ürür kervan yürür
İşten artmaz dişten artar
İki karpuz bir koltuğa sığmaz
İki çıplak bir hamama yakışır
İki cambaz bir ipte oynamaz
Kıramadığın eli öp de başına koy
Horozu çok olan köyün sabahı geç olur
Her yiğidin gönlünde bir arslan yatar
Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır
Her horoz kendi çöplüğünde öter
Her kuşun eti yenmez
Haydan gelen huya gider
Güneş balçıkla sıvanmaz
Gün doğmadan neler doğar
Gülme komşuna gelir başına
Gülü seven dikenine katlanır
Gözden ırak olan gönülden de ırak olur
Görünen köy kılavuz istemez
Gönülsüz yenen aş, ya karın ağrıtır ya baş
Gelen gideni aratır
Garip kuşun yuvasını Allah yapar
Felek kimine kavun yedirir kimine kelek
Fazla mal göz çıkarmaz
Faydasız baş mezara yaraşır
Evli evinde köylü köyünde gerek
Evlenenle ev yapanın Allah yardımcısıdır
Evi ev eden avrat (yurdu şen eden devlet )
Evdeki hesap çarşıya uymaz
Ev alma komşu al
Et tırnaktan ayrılmaz
Esmere al bağla, karşısına geç ağla
Eskiye itibar olsaydı, bit pazarına nur yağardı
Eski dost düşman olmaz, yenisinden vefa gelmez
Erken kalkan yol alır, erken evlenen döl alır
Erine göre bağla başını, tencerene göre kaynat aşını
Erim er olsun da yerim çalı dibi olsun
Ergen gözüyle kız alma gece gözüyle bez alma
Elti eltiye eş olmaz, arpa unundan aş olmaz
Elle gelen düğün bayram
Elin ağzı torba değil ki çekip büzesin
Elçiye zeval olmaz
El yumruğu yemeyen, kendi yumruğunu bozdoğan armudu sanır
El yarası onulur, dil yarası onulmaz
El kazanı ile aş kaynamaz
El için ağlayan iki gözden olur, yer için dövünen dizden olur
El öpmekle ağız aşınmaz
El elden üstündür arşa çıkınca
El el ile, değirmen yel ile
El ağzına bakan karısını tez boşar
Ekmeden biçilmez
Eken biçer, konan göçer
Ek tohumun hasını, çekme yiyecek yasını
Eğri, düzü beğenmez, bu da bizi beğenmez
Eğreti ata binen tez iner
Eğilen baş kesilmez
Edebi edepsizden öğren
Eceli yaklaşan it cami duvarına siyer
Ecel geldi cihana, baş ağrısı bahane
Düşmez kalkmaz bir Allah
Düşmanın karınca olsa kendini merdane tut
Dünyanın ucu uzundur
Dünya malı dünyada kalır
Düğüne gider zurna beğenmez, hamama gider kurna beğenmez
Düğün olur iki kişiye, kaygısı düşer deli komşuya
Dost dostun ayıbını yüzüne söyler
Dost acı söyler
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar
Dişi köpek kuyruğunu sallamayınca, erkek köpek ardına düşmez
Dinsizin hakkından imansız gelir
Dilin kemiği yok
Dilin cirmi küçük, cürmü büyük
Devlet adama ayağıyla gelmez
Deveden büyük fil var
Deve boynuz ararken kulaktan olmuş
Dervişin fikri neyse zikri de odur
Derdini saklayan derman bulamaz
Denize düşen yılana sarılır
Demir tavında dövülür
Demir nemden çürür, insan gamdan
Deliye hergün bayram
Deli kız düğün etmiş, kendi baş sedire geçmiş
Davulun sesi uzaktan hoş gelir
Davulu biz çaldık, parsayı başkası topladı
Davul ‘dengi dengine ‘ diye çalar
Davetsiz gelen döşeksiz oturur
Davacısı kadı olana Allah yardım etsin
Darı unundan baklava, incir ağacından oklava olmaz
Damlaya damlaya göl olur
Damdan düşen halden bilir
Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı
Dağ yürümezse abdal yürür
Dağ ne kadar yüce olsa yol onun üstünden aşar
Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur
Dağ dağ üstüne olur, ev ev üstüne olmaz
Çürük tahta mıh tutmaz
Çok yaşayan bilmez, çok gezen bilir
Çok söyleme arsız edersin, aç bırakma hırsız edersin
Fazla naz âşık usandırır
Çok bilen çok yanılır
Çivi çiviyi söker
Çirkefe taş atma, üstüne sıçrar
Çıkmadık canda ümit var
Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler
Cefayı çekmeyen âşık, safanın kadrini bilmez
Can çıkmadan huy çıkmaz
Can cümleden aziz
Can canın yoldaşıdır
Can boğazdan gelir
Boşa koydum dolmadı, doluya koydum almadı
Bir tutam ot deveye hendek atlatır
Bir buldu iki ister, akçe buldu çıkın ister
Besledik büyüttük danayı, tanımaz oldu anayı
Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur
Başa gelen çekilir
Azıcık aşım, kaygısız başım
Azan kurda kızan köpek
Aza demişler ‘nereye ‘ ‘çoğun yanına ‘ demiş
Az yiyen az uyur, çok yiyen zor uyur
Az veren candan, çok veren maldan
Az tamah çok ziyan getirir
Az olsun öz olsun
Az eli aşta gör, çok eli işte gör
Ayyar tilki ard ayağından tutulur
Ayıpsız yâr arayan yârsız kalır
Ayağını yorganına göre uzat
Ayak almadık taş olmaz, başa gelmedik iş olmaz
Ay görmüşün yıldıza minneti yoktur
Avrat var ev yapar avrat var ev yıkar
Avcı ne kadar al bilse, ayı o kadar yol bilir
Ava giden avlanır
Ava gelmez kuş olmaz, başa gelmez iş olmaz
Av avlayanın, kemer bağlayanın
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz
Ateş düştüğü yeri yakar
Attan düşene yorgan döşek, eşekten düşene kazma kürek
Atına bakan ardına bakmaz
Atın ürkeği yiğidin korkağı
Atın dorusu yiğidin delisi
Atın bahtsızı arabaya düşer
Atım tepmez, ipim kopmaz deme
Atılan ok geri dönmez
Atı atasıyla katırı anasıyla
Ata malı mal olmaz
Ata eyer gerek eyere er gerek
Ata dostu oğula mirasdır
Ata da soy gerek ite de
At yiğidin yoldaşıdır
At yedi günde, it yediği günde
At sahibine göre kişner
At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır
At ile avrat yiğidin bahtına
At bulunur meydan bulunmaz, meydan bulunur at bulunmaz
At binenin kılıç kuşananın
At at oluncaya kadar sahibi mat olur
At arıklıkla yiğit gariplikle
Aşure yemeğe giden kaşığını belinde taşır
Aşk olmayınca meşk olmaz
Aşk ağlatır, dert söyletir
Aşını, eşini, işini bil
Âşıka Bağdat sorulmaz
Aşı pişiren yağ olur, gelinin yüzü ağ olur
Aş taşınca kepçeye paha olmaz
Aslını saklayan haramzadedir
Asil ile taş taşı, bedasıl ile yeme aşı
Asil azmaz bal kokmaz
Arslan postunda gönül dostunda
Arslan kükrerse, atın ayağı tökezler
Arsızın yüzüne tükürmüşler ‘yağmur yağıyor ‘ demiş
Arpacıya borç eden ahırını tez satar
Arpa unundan kadayıf olmaz
Arpa samanıyla, kömür dumanıyla
Arpa eken buğday biçmez
Armudun önü kirazın sonu
Armudu soy da ye, elmayı say da ye
Arife günü yalan söyleyenin bayram günü yüzü kara çıkar
Arık öküze bıçak çalınmaz
Arık etten yağlı tirit olmaz
Arık ata kuyruğu yüktür
Arı kızdıranı sokar
Arı bal alacak çiçeği bilir
Arayan mevlâsını da bulur belâsını da
Arabanın ön tekerleği nereden geçerse arka tekerleği de oradan geçer
Araba devrilince yol gösteren çok olur
Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul –zurna az
Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al
Ananın bastığı yavru incinmez
Anadan olur daya, hamurdan olur maya
Ana kızına taht kurar, kız bahtı kocada arar
Ana gibi yâr olmaz, Bağdat gibi diyar olmaz
Aman dileyene kılıç kalmaz
Altının kıymetini sarraf bilir
Altın yere düşmekle pul olmaz
Altın yerde paslanmaz, taş yağmurda ıslanmaz
Altın leğenin kan kusana ne faydası var
Altın eşik gümüş eşiğe muhtaçtır
Altın eli bıçak kesmez
Altın ateşte insan mihnette belli olur
Altın anahtar her kapıyı açar
Altı olur, yedi olur, hep Allah ‘ın dediği olur
Alt değirmen güçlü akar
Almadan vermek Allah ‘a mahsustur
Alma mazlumun âhını, çıkar aheste aheste
Allah ‘ın bildiği kuldan saklanmaz
Allah verince kimin oğlu kimin kızı demez
Allah kardeşi kardeş yaratmış kesesini ayrı yaratmış
Allah gümüş kapıyı kaparsa altın kapıyı açar
Allah dokuzda verdiğini sekizde almaz
Allah dağına göre kar verir
Allah balmumu yakana balmumu, yağmumu yakana yağmumu verir
Âlim unutmuş, kalem unutmamış
Alışmış kudurmuştan beterdir
Âlet işler el övünür
Alçakta yatma sel alır, yüksekte yatma yel alır
Alçak yerde tepecik kendini dağ sanır
Alçak yer, yiğidi hor gösterir
Alçak eşek binmeye kolay, öksüz çocuk dövmeye kolay
Alacakla borç ödenmez
Ala keçi her vakit püsküllü oğlak doğurmaz
Al malın iyisini çekme kaygısını
Al kaşağıyı gir ahıra, yarası olan gocunsun
Al ile arslan tutulur
Al giyen alınır
Al elmaya taş atan çok olur
Akşamın hayrından sabahın şerri yeğdir
Akşam kavil, sabah savul
Akşam ise yat sabah ise git
Akılsız köpeği yol kocatır
Akılsız başın zahmetini ayak çeker
Akıllı düşünene kadar deli oğlunu everir
Akıllı düşman, akılsız dosttan hayırlıdır
Akılları pazara çıkarmışlar, herkes yine kendi aklını beğenmiş
Akıl yaşta değil baştadır
Akıl para ile satılmaz
Akıl kişiye sermayedir
Akıl için tarik birdir
Akıl akıldan üstündür
Akçesi ucuz olanın kendisi kıymetli olur
Akçe akıl öğretir, don yürüyüş
Akara kokara bakma çuvala girene bak
Akar suya inanma el oğluna dayanma
Akar su pislik tutmaz
Akacak kan damarda durmaz
Ak koyunun kara kuzusu da olur
Ak koyunu gören içi dolu yağ sanır
Ak gün ağartır, kara gün karartır
Ak don –kara don geçit başında belli olur
Ak akçe kara gün içindir
Ahmak gelin yengeyi halayığı sanır
Ahmağa yüz, abdala söz vermeye gelmez
Ahlatın iyisini ayılar yer
Ah alan onmaz
Ağustosda gölge kovan, zemheride karnın ovar
Ağrısız baş mezarda olur
Ağrılardan göz ağrısı, her kişinin öz ağrısı
Ağlatan gülmez
Ağlarsa anam ağlar, gayrısı yalan ağlar
Ağlamayan çocuğa meme vermezler
Ağlamakla yar ele girmez
Ağlama ölü için, ağla diri için
Ağır yongayı yel kaldırmaz
Ağır taş yerinden oynamaz
Ağır ol da ‘Molla ‘ desinler
Ağır ol batman gelesin
Ağır kazan geç kaynar
Ağılda oğlak doğsa, ovada otu biter
Ağası güçlü olanın, kulu suçlu olur
Ağanın malı çıkar uşağın canı
Ağanın gözü yiğidin sözü
Ağanın gözü öküzü semiz eder
Ağanın gözü ata tımardır
Ağalık vermekle yiğitlik vurmakla
Ağaçtan maşa, abdaldan paşa olmaz
Ağacın meyvesi olunca, başını aşağı salar
Ağacın kurdu içinde olur
Ağacı kurt, insanı dert yer
Ağaca çıkan keçinin dala bakan oğlağı olur
Ağaca balta vurmuşlar “neyleyim sapı bendendir ” demiş
Ağaç yaş iken eğilir
Ağaç ne kadar uzasa göğe ermez
Adamın yere bakanından suyun sessiz akanından kork
Adamın kötüsü olmaz meğer züğürt ola
Adamakla mal tükenmez
Adam olana bir söz yeter
Adam adamdır, olmasa da pulu; eşek eşektir olmasa da çulu
Adam adamdan korkmaz, utanır
Adam adama yük değil, can gövdeye mülk değil
Ada bana adayım sana
Açlık ile tokluğun arası yarım yufka
Açın karnında ekmek durmaz
Açın imanı olmaz
Açın gözü ekmek teknesindedir
Açılan solar, ağlayan güler
Açık yaraya tuz ekilmez
Açık kaba it değer
Açık ağız aç kalmaz
Aç yanından kaç
Aç ölmez gözü kararır, susuz ölmez benzi sararır
Aç ne yemez, tok ne demez
Aç kurt yavrusunu yer
Aç kurt arslana saldırır
Aç köpek fırın deler
Aç ile eceli gelen söyleşir
Aç gözünü açarlar gözünü
Aç tavuk kendini arpa ambarında sanır
Aç, doymam tok, acıkmam sanır
Aç ayı oynamaz
Aç aman bilmez, çocuk zaman bilmez
Aç, aç ile yatınca arada dilenci doğar
Acındırırsan arsız olur, acıktırırsan hırsız olur
Acıklı başta akıl olmaz
Acıkan doymam, susayan kanmam sanır
Acı söz, insanı dininden, tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır
Acı patlıcanı kırağı çalmaz
Acı acıyı bastırır, su sancıyı
Acemi nalbant kürt eşeğinde öğrenir
Acemi katır kapı önünde yük indirir
Acele işe şeytan karışır
Abdalın yağı çok olursa, gâh borusuna sürer, gâh gerisine
Abdalın karnı doyunca gözü papucundadır
Abdal tekkede, hacı Mekke ‘de bulunur
Abdal düğünden, çocuk oyundan usanmaz
Aba vakti yaba, yaba vakti aba olmaz
Reklam ve işbirliği için Iletişim sayfamızdan bize ulaşın.
Bir yanıt bırakın